Giriş
Ay ışığı, ağaçların birbirine karışan dalları arasından süzülüyor, kuru toprağın üzerine biçimsiz gölgeler bırakıyordu. Esinti her uğradığında yapraklar kısa bir süre hışırdıyor, ardından orman yeniden sessizliğine gömülüyordu. Uzaklardan gelen gece kuşlarının kesik sesleri olmasa, zamanın bu karanlıkta bütünüyle durduğuna inanılabilirdi.
Rüzgâr, Ege, Ada ve Miray; gövdesi incelerek göğe uzanan yaşlı bir ağacın altında, toprağa serdikleri kilimin üzerinde yan yana uzanıyordu. Temmuz gecesi, gündüzün sıcağını çoktan üzerinden atmıştı. Serinlik çıplak kollarına hafifçe dokunuyor, arada yükselen meltem saçlarını ve üzerlerindeki ince kumaşları kımıldatıyordu.
Hiçbiri konuşmuyordu.
Bakışları, gökyüzünde ağır ağır ilerleyen bulutların ardında zaman zaman silikleşen Ay'a çevrilmişti. Onca koşuşturmanın, korkunun ve gürültünün ardından yan yana sessizce yatmak, geçici de olsa güvende oldukları yanılgısına kapılmalarını sağlıyordu.
Rüzgâr birden doğruldu.
Hareketi sessizliği bozacak kadar sert değildi ama üçünün de dikkatini çekmeye yetti. Bağdaş kurarak oturdu, birkaç saniye boyunca önündeki karanlığa baktı. Sonra elini ceketinin içine götürdü.
İnce, siyah kumaşın arasından dört kolye çıkardı.
Ay ışığı, zincirlerin ucunda sallanan küçük metal kürelere vurdu. Rüzgâr kolyeleri avucunun üzerinde tutarak arkadaşlarına baktı. Bir şey söylemesine gerek kalmadı. Ege önce dirseğinin üzerinde yükseldi, ardından oturdu. Ada sessizce doğruldu. Miray da kilimin üzerinde toparlanarak onların arasına katıldı.
Kısa süre sonra dördü, birbirlerine dönük biçimde ağacın altında oturuyordu.
Rüzgâr kolyelerden birini iki parmağının arasında tuttu.
"Bunlar..." dedi.
Sözcük, ağzından çıktıktan sonra sanki havada asılı kaldı. Rüzgâr devam etmeden önce Ege'ye, Ada'ya ve Miray'a ayrı ayrı baktı. Söyleyeceklerinin ağırlığını onların gözlerinde tartıyordu.
"Bunlar bizim son çıkışımız olacak."
Ege'nin yüzündeki belli belirsiz gülümseme kayboldu. Ada'nın bakışları kolyenin ucundaki metal küreye indi. Miray'ın yüzüne ise anlamlandırılması güç bir tedirginlik yerleşti.
Rüzgâr sol eliyle küreyi kavradı. Sağ elinin başparmağıyla üst kısmını yavaşça çevirdi. Mekanizma, neredeyse duyulmayacak kadar hafif bir tıkırtıyla açıldı.
Kürenin içinde saydam bir sıvı vardı.
Sıvı, üzerine düşen ay ışığını kısa bir an için içine hapsetti; ardından solgun bir parıltıyla geri yansıttı. Küçücük kabın içinde, geceden koparılmış bir ışık parçası yüzüyor gibiydi.
"Bir gün yakalanırsanız..." dedi Rüzgâr. Sesi, az önce olduğundan daha alçaktı. "Kaçacak hiçbir yeriniz kalmazsa, onların eline düşeceğinizi anlarsanız..."
Cümlesini tamamlamadı.
Parmaklarının arasındaki açık küreye baktı. Söylenmesi gerekeni, içindeki sıvı onun yerine söylüyordu.
"İşte o zaman bunu kullanacaksınız."
Meltem yeniden yükseldi. Ağacın dalları birbirine sürtündü. Yaprakların arasından geçen rüzgârın sesi, uzaktan gelen bir fısıltıyı andırıyordu.
"Sonumuzu onların yazmasına izin vermeyeceğiz," dedi. "Bize ne yapacaklarına onlar karar vermeyecek. Gerekirse bu kararı kendimiz vereceğiz."
Ada başını kaldırıp Rüzgâr'a baktı. Yüzünde korku yoktu. En azından dışarıdan bakıldığında yoktu.
Ege, metal küreden gözlerini ayıramıyordu. Birkaç saat önce şakalaşmış, birbirleriyle uğraşmış, yaşadıkları tehlikeyi sonunda atlatmış olmanın rahatlığıyla gülmüşlerdi.
Miray ise ellerini dizlerinin üzerinde birleştirmişti. Parmakları birbirine kenetlenmiş, eklemleri beyazlamıştı. Rüzgâr'ın sözlerini sessizce dinliyor, gözlerini kürenin içindeki sıvıdan ayırmıyordu.
Şimdi ölüm, Rüzgâr'ın avucunda küçük bir takı gibi duruyordu.
"Anladınız mı?" diye sordu Rüzgâr.
Kimse hemen cevap vermedi.
Sessizlik, bu kez huzurlu değildi.
Söyledikleri, taşıyabileceklerinden daha ağırdı. Ölmek istemiyorlardı. Hiçbiri ölümü seçmek istemiyordu. Fakat son günlerde yaşamla ölüm arasındaki mesafenin sandıkları kadar büyük olmadığını öğrenmişlerdi.
Bazen bu mesafe bir kapının ardı kadardı. Bazen yanlış kişiye söylenen tek bir söz. Bazen de arkalarından gelen birkaç ayak sesi.
Hayatta kalabilmek için bir şeyler yapmak zorunda olduklarını biliyorlardı. Ne var ki neyin doğru olduğunu artık eskisi kadar kolay ayırt edemiyorlardı. Bastıkları zemin incelmişti. Bir taraflarında korku, diğer taraflarında öfke vardı. İkisinin arasında dengede durmaya çalışıyorlardı.
Ve Rüzgâr, adının aksine, hiçbir zaman gerçekten dinmiyordu.
Önce Ada elini uzattı.
Rüzgâr, kolyelerden birini onun avucuna bıraktı. Ada metal küreyi kısa bir süre inceledi. Parmakları mekanizmanın üzerinde gezinirken yüzünde tek bir kas bile kıpırdamadı. Ardından zinciri başından geçirip kolyeyi boynuna taktı.
Ege bir an tereddüt etti.
Tereddüdü korkaklıktan değildi. Sözü edilen şeyin ne olduğunu, bunun bir oyun olmadığını belki de hepsinden daha açık biçimde hissediyordu. Yine de elini uzattı. Rüzgâr ikinci kolyeyi ona verdi.
Ege kolyeyi takarken metal küre göğsünün üzerine düştü. Soğukluğu, ince kumaşın ardından tenine kadar ulaştı.
Ardından Miray elini uzattı.
Rüzgâr üçüncü kolyeyi onun avucuna bıraktı.
Miray, metal küreyi parmaklarının arasında tuttu. İçindeki sıvı, ellerinin hafifçe titremesiyle birlikte kımıldadı. Gözlerinde korkudan çok hüzün vardı. Sanki kolyeyi kabul ederek yalnızca olası bir ölümü değil, bu insanların kaderine ortak olmayı da kabul ediyordu.
Bir süre küreye baktıktan sonra zinciri boynuna geçirdi.
Metal, tenine değdiğinde ürperdi. Yine de elini geri çekmedi.
Rüzgâr kimseyi zorlamamıştı. Yemin etmelerini istememiş, kabul etmeyenleri dışlamakla tehdit etmemişti. Buna rağmen hiçbiri geri çekilmedi.
Çünkü ona güveniyorlardı.
Bu güven, Rüzgâr'ın her zaman doğru kararlar verdiğine inanmalarından kaynaklanmıyordu. Çoğu zaman yanlış kararlar verdiğini hepsi biliyordu. Başlarını belaya sokan da genellikle oydu.
Fakat o belanın içinde onları asla yalnız bırakmayacağını da biliyorlardı.
Belki asıl güven buydu.
Birinin sizi karanlıktan koruyacağına değil, karanlığa düştüğünüzde sizinle birlikte orada kalacağına inanmak.
Rüzgâr son kolyeyi kendi boynuna taktı. Dört metal küre, dört ayrı göğsün üzerinde ay ışığıyla soluk soluk parladı.
Bir süre kimse konuşmadı.
Sonra Ege, ağırlaşan havayı dağıtmak istercesine geriye doğru yaslandı.
"Bir gün çocuklarıma anlatırken bu kısmı biraz değiştiririm," dedi. "Zehir yerine gizli bir harita falan koyarım. Daha aile dostu olur."
Dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme belirdi.
Ada gözlerini devirdi ama yüzündeki sertlik bir anlığına çözüldü. Miray başını eğerek sessizce gülümsedi. Rüzgâr'ın bakışlarında da belli belirsiz bir sıcaklık oluştu.
Ege yeniden gökyüzüne baktı.
"Yine de güzel bir hikâye olacak," diye ekledi. "Çocuklarımıza anlatacağımız kadar büyük bir macera."
O gece, söylediklerinin gerçek anlamını hiçbirinin kavradığı söylenemezdi.
Kendilerini yenilmez sanacak kadar genç, ölümü küçümseyemeyecek kadar yaralıydılar. Boyunlarına taktıkları kolyeleri özgürlüklerinin simgesi olarak görüyorlardı. Oysa her biri, taşıdığı küçük metal küreyle birlikte görünmez bir sınırı geçmişti.
Artık yalnızca arkadaş değillerdi.
Aynı sırrı, aynı korkuyu ve gerekirse aynı sonu taşıyorlardı.
Ay, bulutların arkasından yeniden çıktığında dört kolye aynı anda parladı.
O an, bunun bir başlangıç olduğuna inanıyorlardı.
Belki de haklıydılar.
Çünkü bazı başlangıçlar insanın hayatına ışık gibi girmezdi.
Bazıları, boynuna geçirilen ince bir zincirin ağırlığıyla başlardı.
Nereden??
Dostluk tılsımları 😁
Rüzgar olan rüzgar anladım ilk saniye falan. Diyorum esen rüzgar nasıl doğrulsun
gece ve gölge denilince travmalarım azıyor kjgnktfhj
türkçe isimlerle yazamayan bir ben miyim ya
güzel bir betimleme ile başladık
Gerilim filminde gibi hissediyorum kendimi
Hikayenin konusunu sevdim
Kalemine sağlık
sakinlikle o kolyeyi tak
hadi bakalım hayırlısı
Rüzgar kaos gibi anlaşılan
vaybe Rüzgara olan güvene bak
zorundalık gibi
Kanka oldular
çok güzel bir cümle
yani huzurlu değildir bencede
harbiden kim bizim sonumuzu yazıyor yaaa
olay nedir
İlk bölüm çok güzel olmuşş
abi cok iyi olmus haa
gardass
tabi eger yasarsak
tek akillimizda gitti gazabimiz mubarekolsu
e yooo
ya tarih olucaz ya da tarih yazacagiz
kim sonumuzu yazacak
kolye napa bilirkii
abi biz bir bok yiyoruz ama ne onu anlayamiyorum
nerdeyiz kiii
konus artik
bu ney kii
pişt konuçun olay ciksn
yaşarsanız tabi
hısdhıuyhsdusyw
bi zahmet olmasın
whatttttttt
kendi içinde vardı ama
aaaaaaaa dedim ben
kolyelerle bir şey olacak gibii hissettim
baslıyoruzz bakalımm
elinize sağlık
biz de başlayalmm bakalmm
Bana da anlatnn
aranan arkadaşlar
ne işlere bulaştzz
yine anlamadımız işler dönüyo
Rüzgar💚
ben geldmm
daha aile dostu olurmuggg
hmmmmm merak ettim 🤨
nedennn¿
dört kolye ilgimi çekti 😲
Ay ne yaptınız sizz
Skxleödldöfşçedşdmdk
Rüzgar liderimiz sanırsam
Çok merak ettim şu an kimden neyden kaçıyoruz biz
Çok gerildim şu an
Neyden kaçtılar acaba
Hadi bakalım başladık
olmezseniz anlatirsin
bunlar kim ve bunlarin pesinde kim var
Ee egeee
Allah Allah
Rüzgar iyi mi yaptın sidioo
Ee sonra küre ne işe yarayacak
Başlıyorum 💖
kesin kötü bişeyler olcak
bencede glasrgnehakğm
nasıl yani ölüm mü
ohaa
anlatım dilini cok beğendim
Hey Ben de yazarım ve çok güzel bir Discord grubuna girdim. Ortam süper oyunlar oynuyor, kitaplar hakkında konuşuyoruz. Katılmak ister misin? Soldaki sunucu simgelerinin olduğu listeyi en aşağı kaydır, + simgesine tıkla → 'Bir sunucuya katıl' de ve şu kodu yapıştır: xaWbNSRSN İşte aramızdasın! <3 Kitap, yazarlık, sohbet ve etkinliklerde görüşmek üzere.
yazdım bunu güzel laf
jdfkaofaj haydaaa hadi bakalım :D
umarım o günleri görürüz
başliyorum
o günleri görecek miyiiiiz
nasıl
vay be o finale ulaşır mıyız üstatt??
güzel bir girişle başlıyoruzzz
hadi İnşallah Tahtalı Köye gitmeden
bence o karanlığın içinde çok küçük bir ışık görmek gibi güvenmek
bence de
sakin olun arkadaşlar ölümle kolkola gezmeniz öleceğiniz anlamına gelmiyor bir durun
ölmek isteyip yaşamak,yaşamak isteyip ölmek bence en büyük işkence
ayy kendinizi öldürün diyiyor bu nasıl bir görevki acaba direkt bunu düşünmüş
çok anlamlı bir söz
o günleri görmek nasip olur ins
sljdksşcjdkşfjdpkfjd
sıkıntı yok sorun yok sıkıntı yok sorun yok
noluyor ya ben korurum sizi
krkmalı mıyız..
Merhaba, iyi günler. Bizler yazarlar arasında birbirimize destek olmak; hikayelerimize oy, yorum ve düzgün eleştiri yaparak hem kendimize hem de kitaplarımıza katkı sağlamak adına Leviathan Destek Grubu kurduk. Eğer isterseniz sizi de aramızda görmek isteriz.
merhaba. tabii! değerlendirmek isterim. Bana ulaşın lütfen
@CanKirkgz123 Instagram da chikulitost hesabına yazarsanız sizi hemen grupa ekleye bilirim